Telekom Casusluk Dosyası: Gladyo Yapılanmasının Kısa Tarihçesi

Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi, tarih boyunca gördüğü en büyük saldırılarından biriyle karşı karşıya kaldı. Ordu içinde örgütlenmiş binlerce FETÖ elemanı kontrgerilla tekniklerini sonuna kadar kullanarak Türkiye'ye diz çöktürmeye çalışıyordu. Halk üzerine "Yüksek derecede şiddet uygulama" yöntemi psikolojik harple tamamlanmaktaydı. Her şey Amerikan kontrgerilla kitaplarına göre işlemekteydi. Bu boyutta bir saldırının bir tarikat tarafından tek başına örgütlenip yürütüldüğünü düşünmek mümkün değildi.

Darbe girişiminde kullanılan FETÖ, Amerika'nın 1952'de kurduğu SüperNATO (Kontrgerilla) örgütünün bugünkü adıdır. 

FETÖ'yü tam olarak anlamak için Amerika'nın Türkiye'den ne istediğini bilmek ve Türk Amerikan ilişkilerini tarihsel süreç içerisinde ele almak gerekir.

Amerika'nın, Amerikancı iktidarlarla olan ilişkilerini tam bir emir-komuta zinciri içinde görmek yanlış olur. Cumhuriyet Devrimimiz Dünya tarihini değiştirecek büyüklükte bir sıçramadır ve olağanüstü bir birikim yaratmıştır. Bu birikim, tarihsel dönüm noktalarında Amerika'nın karşısına dikilmiştir. Amerikancı iktidarlar bile devletin bekası söz konusu olduğunda bu tarihsel birikimin zorlamasıyla kendilerini, nesnel olarak Amerika'nın karşısına bulmuşlardır. İşte SüperNATO buralarda devreye girmiş, kimi zaman kontrolden çıkan hükümetleri hizaya sokmuş kimi zaman da darbeler ve tertiplerle devirerek yenilerine görev vermiştir.

15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasının önemi de burada yatmaktadır. Amerika, özenle kurduğu SüperNATO örgütünü savaşa sürdü ve kaybetti. Artık Türkiye'de hükümetleri belirleyecek, hizaya getirecek ve devirecek örgütlü bir kuvveti kalmadı.

Türk Milleti, Ordusu ve Polisiyle birlikte 15 Temmuz gecesi Amerikancı FETÖ Darbe girişimini ezerek, Türkiye’nin 1946’dan bu yana zincirlenmiş olduğu Küçük Amerika Süreci'ni bitirdi.

Sonuç olarak çağımızın tunç yasası bir kez daha ispatlandı:

"Milli Devlet Direnir, Milli Ordu Direnir"

70 Yıllık küçük Amerika sürecini anlamak Amerika'nın 15 Temmuz darbesini neden yaptığını, bundan sonra ne yapmak isteyeceğini ve ne yapabileceğini anlamak için de önemlidir. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk "Tarihini bilmeyen milletler, başka milletlerin şikarıdır, avıdır" demiştir.

Amerika açısından Türkiye'nin önemi

2. Dünya Savaşı'nın bitmesiyle birlikte, İngiltere'nin de bu savaştan bitkin çıkmasından yararlanan Amerika, tüm dünya pazarını ele geçirmek için harekete geçti. Savaş sonrasında geleneksel tutumunu terk ederek milletlerarası politikaya müdahil oldu.

ABD Başkanı Truman 24 Ocak 1945'te yaptığı bir konuşmada: "Amerika'nın iktisadi sahadaki dış siyaseti, kendi refahını ve aynı zamanda dünya pazarlarının yeniden kurulmasını ve genişlemesini sağlamaktır"1 diyordu.

Truman Amerikan Ordu gününde yaptığı konuşmada ise Amerika’nın Türkiye ile neden ilgilenmeye başladığını şöyle açıklıyordu: "Bu bölgede (Ortadoğu) muazzam tabii kaynaklar vardır ve en işlek kara, hava ve deniz yolları bu bölgelerden geçmektedir...Bu bölgenin büyük iktisadi ve stratejik önemi vardır."2 Doğu Akdeniz’in ve Ortadoğu’nun kilit ülkesi konumunda olan Türkiye, Amerikalıların Sovyet Rusya’yı çevreleme ve durdurma politikası açısından da kilit ülke konumundaydı.

Missouri Gemisi'nin gelişi şerefine bastırılan pul
ABD'nin Ortadoğu'ya gösterdiği ilgi Türkiye'de ilgi ile karşılanmaktaydı. Dönemin Başbakanı Recep Peker “Amerika’nın infiratçılık siyasetinden ayrılarak dünya işleri ile yakından ilgilenip nazım rolü oynamaya başlaması insanlık ve dünya için büyük ve ferahlatıcı bir hayır işaretidir... Bu politikadan memnunluk duyan memleketlerin başında da Türkiye gelmektedir”3 demektedir.

Türkiye, ikinci dünya savaşı sırasında, 1941-1944 yılları arasında Amerikan hükümetinden "Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu” uyarınca 95 milyon dolarlık savaş malzemesi almıştır.4
5 Mart 1946'da Eski İngiliz Başbakanı Winston Churchill, Amerika'nın Missouri Eyaleti'nde, Başkan Truman'ın yanında Sovyetler Birliği'ne karşı bir siyasal savaş ilan eden ve "Demir Perde" ifadesine yer veren ünlü konuşmasını yaptı. Churchill, Anglo-Sakson ülkelerindeki yöneticileri, sosyalizme karşı güç birliği oluşturmaya çağırıyordu.

Bu konuşma, uluslararası arenada Batı Bloğu için bir eylem planı oldu. Böylece bir silahlanma yarışı başlatılarak SSCB çevresinde Amerikan üslerinin ve askeri blokların kurulmasına yönelik Soğuk Savaş dönemi başlamış oldu.

Missouri Gemisi'nin gelişi için propaganda başlıyor

Türkiye'nin Amerika'ya yakınlaşması için psikolojik savaşın devreye sokulması gerekiyordu: İki Gürcü profesörün 21 Aralık 1945'te yazdıkları bir makale kullanılarak, Rusya'nın Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı istediği iddiaları günlerce gazetelerin manşetlerinde işlendi.

Sovyetler Birliği düşmanlığı yayan propagandalar çok etkili olmaktaydı. Türk halkı "Acımasız Stalin'in güçlü ordusuna" karşı sığınacak güçlü bir müttefik istiyordu. Bu sırada Amerika bir kurtarıcı gibi sunuluyordu. Türk-Amerikan ilişkileri açısından Amerikan Missouri savaş gemisinin 5 Nisan 1946'daki Türkiye’yi ziyareti bir dönüm noktası olmuştur.

Eğer Küçük Amerika Süreci'nin başlangıcı için sembolik bir tarih arıyorsak, bütün debdebesi, çıkardığı gürültü ve Türk Milleti'nin zihni üzerindeki etkisi bakımından bu tarih, Missouri Savaş Gemisi'nin Dolmabahçe'ye demir attığı 5 Nisan 1946'dır. Adeta Amerika'ya teslimiyetin tören alayı yapılmıştır.

Missouri Gemisi, 11 Kasım 1944'te ölen Münir Ertegün'ün cenazesinin iyi niyet göstergesi olarak İstanbul'a getirilmesi için yola çıkmıştı. Geminin yola çıkmasıyla birlikte olağanüstü bir propaganda çalışması başlatıldı. En önemli gazeteciler Amerika'ya övgüler düzmek için bir birleriyle yarışıyorlardı.


Ulus Gazetesi'nde Falih Rıfkı Atay: "Amerika’nın ne istediğini biliyoruz; hür, eşit ve egemen milletlerin ortaklaşa güvenliğine dayanan, harpsiz, saldırısız sadece ahlâk ve kanun bağlaşma ve antlaşmalarının hüküm sürdüğü bir dünya. Böyle bir dünyada yaşamak isteyen herkes, Amerikan bayrağında kendi talih yıldızını da görür."5

Cumhuriyet'te Nadir Nadi: "Amerika bugün yeryüzünün en kuvvetli bir milletidir. Fakat bu kuvvet; barışın, adaletin ve milletler arasında eşitlik hakkını kurup yaşatmak isteyen temiz bir idealin emrindedir... Kötü niyet beslemeyen her kuvvet gibi Birleşik Amerika’da muazzam endüstrisini yıllar boyunca yalnız insanlık ve medeniyet şartlarına göre yürütmekten başka bir şey yapmamıştır."6

Missouri Dolmabahçe'ye, Türkiye Atlantik'e demirliyor

Missouri'nin geleceği haberleriyle birlikte İstanbul’da konukları ağırlamak üzere utanç verici bir çalışma başlamıştı. PTT Missouri pulları bastırmış, Tekel piyasaya Missouri markalı lüks bir sigara ve kibrit çıkarmıştı. Karaköy'den Beşiktaş'a kadar evler aynı renge boyanmış, Taksim alanına ampullerden yapılmış devasa bir Missouri maketi kondurulmuştu. Kız Kulesi'nin duvarına "Welcome Missouri" yazılmıştı. Dolmabahçe Camii'nin minarelerine "Welcome" yazılı mahyalar asıldı.

Taksici ve dolmuşçular gazetelere Amerikalılardan asla para almayacaklarını söylüyorlardı. Zabıtalar, para vermek istemeyen Amerikalıların zorlanmaması konusunda esnafı uyarıyordu. Amerikalı subaylara Dolmabahçe Sarayı'nda bir ziyafet verildi. Amerikalı denizcilerin gönüllerince içip eğlendikleri utanç verici 4 gün sonunda Türkiye Küçük Amerika Sürecine girmiş oldu.
Missouri’nin ayrılışından sonra, CHP İçel Milletvekili Suphi Tanrıöver TBMM kürsüsünden Amerika Birleşik Devletleri hakkında şunları söylüyor:

“Aziz arkadaşlarım, bir silah yardımı, onun nereden geldiğini gördük. Sonra bir şefkat yardımı, onun da en fazla nereden geldiğini gördük. Amerika bize yalnız bunu mu veriyor? Harbin silahlı kısmı bitti. Arzın üzerinde karanlıklar var, milletler hala ızdırap içinde, hala yarına endişe ile bakıyor. Işık nereden geliyor? Bu ışığın bir menbaı var. Yine Amerika. Ümit nereden geliyor? Amerika’dan. Güven nereden geliyor? Amerika’dan...”7

Truman Doktrini

Amerikan Başkanı Harry Truman tarafından sözde Sovyet tehdidine karşı 12 Mart 1947'de açıklanmış olan plandır. Truman Doktrini, ABD'nin uluslararası politikasının değiştiğini ve Sovyet karşıtlığının bu yeni politikada temel esas olduğunu ilan etmiştir. Bu doktrin ile Amerika Birleşik Devletleri "komünizm tehdidi" altındaki devletlere mali ve askeri yardım yapacağını açıklamıştır.
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında 12 Temmuz 1947 tarihinde Truman Doktrini çerçevesinde bir yardım anlaşması yapılmıştır. 100 milyon dolarlık Amerikan yardımının “kayıt ve şartları” belirtilmiştir. Amerikan hükümeti en çok yardımın amacına uygun kullanılıp kullanılmamasının ve bunun denetlenmesinin üzerinde durmuştur.

Öncelikle Yunanistan’da gelişen komünist harekete karşı merkezi hükümete 300 milyon dolarlık para yardımının yanı sıra 2. Dünya Savaşı’nda kullanılmış silahlar hibe edildi. Türkiye’ye de 100 milyon dolarlık mali yardım ve askeri malzeme tedariki sağlandı. İşin ironik tarafı, Truman Doktrini gereğince "Amerika Birleşik Devletleri’nden gönderilen savunma araç ve gereçlerinin bakımı için Türkiye yılda 400 milyon lira ödemek zorunda kalmıştır. Bu nedenle savunma giderlerinde istenen kısıntı sağlanamamıştır."8 "Bu araçların yedek parçalarını satın almak için gerekli Amerikan dolarları bulunmadığı için, Amerika'dan borç alınmak zorunda kalınmıştır."9

ABD'nin Truman Doktrini ile Türkiye’ye neden yardım ettiği sorusuna cevap, Amerikan Askeri Yardım Kurulu Başkanı General McBride tarafından şu şekilde açıklanmıştır: "Türkiye Ortadoğu ve Arap dünyasının kilit noktasında, Sovyet yayılmasına karşı cephe teşkil eden tek ülkedir. Türkiye’ye yapılan yardımın amacı şudur; Birincisi, Türklerin Sovyet baskılarına karşı sağlam bir milli cephe halinde mukavemet azim ve kabiliyetlerini pekiştirmek. İkincisi, herhangi bir savaş halinde Türklerin Sovyet tecavüzüne karşı, kuvvetle karşı koymasını sağlayarak Türk askeri potansiyelini ıslah etmektir... 100 milyon dolarlık yardım verilmektedir. Bugün dünyada bu kadar az bir masrafla tecavüze karşı koyma kararlılığını etkili bir şekilde gösteren bir başka ülke bulmak güçtür.”10

Marshall Planı

2. Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Avrupa ekonomileri tamamen çökmüştü. Ekonomik kaynaklarını savaş boyunca tüketen ülkeler, ekonomilerini harekete geçirecek kaynakları bulamıyorlardı. ABD'nin 1945-46 yılları arasında yaptığı 15 milyar dolarlık yardım da sorunu çözmüyordu. Savaş öncesinde Amerika için çok önemli bir pazar olan bu ülkenin insanlarının satın alma güçlerini kaybetmeleri, Amerika'nın çok önemli bir pazarını kaybetmesi anlamını taşıyordu. Amerikan Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı George Marshall, Harvard Üniversitesi’nde 5 Haziran 1947 tarihli nutkunda bu yeni yöntemi açıklamıştır.

Marshall bu konuşmasında, Avrupa ülkelerinin kendi aralarında bir ekonomik işbirliğine girmelerini ve birbirlerinin eksikliklerini tamamlamaları gerektiğini açıklamıştır. Amerikan Hükümeti ise, bu genel işbirliği sonucunda ortaya çıkacak olan açığın kapanması için yardım edecekti. Bunun sağlanması için bu devletlerin işbirliği programı yapmaları gerekmekteydi.

2. Dünya Savaşı sırasında Amerika'nın elinde muazzam bir kaynak birikmişti. Savaş süresince büyük ölçüde arttırılan üretim kapasitesi savaştan sonra da aynı şekilde devam etmekteydi. Amerika, 1865'ten beri anakarasında bir savaşla yüz yüze gelmemişti, savaş sonucunda en az zarar gören ülke konumundaydı. Elinde biriken muazzam kaynağı harcayacak yer arıyordu.

Marshall Planı; buna katılmak isteyen her Avrupa ülkesine Amerikan mali yardımı, malzeme ve makine yardımını içeriyordu. Amerika 3 Nisan 1948’de çıkardığı Dış Yardım Kanunu’na dayanarak 15 Avrupa ülkesi ve Türkiye'ye ilk yıl 6 milyar dolarlık bir ekonomik yardım yaptı. Bu yardım ileriki yıllarda 12 milyar dolara ulaştı. Marshall planı, Sovyetler ve ona dost ülkelere de açık olmakla birlikte, Doğu Bloku üyeleri buna katılmak istemediler. Marshall yardımları sonucunda, üç yıllık bir süre içinde Avrupa’daki sanayi üretimi savaş öncesine oranla % 25, tarımsal üretim ise % 14’lük bir artış gösterdi.

Türkiye'nin Marshall Planı'ndan yararlanması için 4 Temmuz 1948'de antlaşma imzalandı. Antlaşmanın giriş bölümünde "ferdi hürriyet prensipleri, hür müesseseler"den söz ediliyordu. Buna binaen "demokrasi ve özgürlük" kavramları da gazetelerde belirmeye başlamıştı: "Türkiye için Batı Dünyası, katılmak zorunluluğu hissedilen demokratik bir birlikteliktir."12 Antlaşmanın maddelerinde ise devletçilik ilkesine sınır getiriliyor, Türkiye'nin egemenliğine ve bağımsızlığına darbeler indiriliyordu.

Türkiye’nin 1948-1951 yılları arasında aldığı Amerikan yardımının tutarı, 71.5 milyon USD hibe, 55 Milyon USD ödünç olmak üzere 126.5 milyon USD’dir.13

SüperNATO

Türkiye 18 Şubat 1952'de NATO'ya resmen üye oldu. Bununla birlikte NATO'nun kendine bağlı ülkelerde kurduğu gizli kontrgerilla örgütlenmesinin Türkiye şubesi de kurulacaktı. "Genelkurmay Başkanlığı’na doğrudan bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu 1952 yılında kuruldu. İlginçtir, ilk dönemlerinde Amerikan Askeri Yardım Teşkilatı JUSMMAT’ın bünyesinde faaliyet gösteriyordu. Doğrudan ABD’li komutanlar tarafından yönetiliyor, personelin maaşları, harcamaları bile Amerikalılar tarafından karşılanıyordu."14

Seferberlik Tetkik Kurulu'nun ilk icraatı 6-7 Eylül 1955 olaylarıydı.  Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin bombalandığına dair yayılan yalan haber üzerine, azınlıklara karşı başlatılan, binlerce ev ve dükkanın yağmalandığı saldırılar hakkında yıllar sonra konuşan Özel Harp Dairesi'nin eski komutanı Org. Sabri Yirmibeşoğlu "Özel Harp Dairesi'nin işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi" ifadelerini kullanacaktı.

Altmış yılı aşkın bir süredir Amerika adına özel savaş faaliyeti yürüten örgütün adı SüperNATO'dur, Kontrgerilla veya Gladyo olarak da bilinir. Suikastler, bombalamalar, psikolojik savaş faaliyetleri, istikrarsızlaştırma operasyonları, askeri darbeler gibi karanlık faaliyetler hep bu SüperNATO örgütü tarafından yapılmıştır. Altmış yıl içinde binlerce vatandaşımızı katleden, Türkiye'deki uyuşturucu trafiğini düzenleyen, terör örgütlerini yöneten hep bu örgüt olmuştur. SüperNATO, 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminin de planlayıcısı ve uygulayıcısıdır.

FETO'nun ilk espiyonaj Operasyonu: Telekom Espiyonaj faaliyeti 2010 yılında tespit edildi.


Genelkurmay Başkanı Org. Akar'ın emir subayı Yarbay Türkkan'ın 'dinleme cihazlarını Telekom'daki abiden aldım' dediği kişinin Telekom'dan bir mühendis olduğu ortaya çıktı. 'Abi'nin ülke çapında usulsüz dinleme ve teknik takipleri yönettiği anlaşıldı.


Telekom'daki yasadışı dinleme ve teknik takiplerin başındaki kişinin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ın darbeci yaveri Piyade Yarbay Levent Türkkan'ın 'Cemaat abisi' çıktı. Adı açıklanmayan 'abi'nin Telekom'da çalışan bir mühendis olduğu, yürütülen soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunduğu öğrenildi.

SES DOSYALARI ABD'YE GÖNDERİLDİ

Yaver Türkkan'ın 'abisi'nin, dönemin İstanbul İstihbarat Şube polisleriyle eşgüdümlü çalıştığı, Genelkurmay, Başbakanlık, MİT, Dışişleri Bakanlığı gibi tüm devlet kurumlarının yanı sıra Türkiye genelinde dinleme ve teknik takip yaptıkları saptandı. Telekom'daki FETÖ'cü ekip tarafından kullanılan cihazlardan elde edilen ses dosyaları kriptolu tutularak, ABD'de bir servere aktarıldı. Söz konusu serverin İP adresi de belirlendi.

YAVER İTİRAF ETMİŞTİ

Tutuklu Yarbay Levent Türkkan, ifadesinde, eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in odasına dinleme cihazı yerleştirdiğini itiraf etmişti.

2010 yılında Genelkurmay'da binbaşı rütbesiyle görev yaptığı sırada Cemaat ağabeyinin Türk Telekom'da çalıştığını belirten Türkkan, şunları kaydetmişti: 

"Necdet Özel'i dinleme cihazı ile sürekli izliyordum... Bu cihazı bana Telekom'daki ağabey verdi. Talimatı da o verdi. Sadece bilgi amaçlı dinlenecek bir şey olmayacak dedi. Haftada bir dolan cihazı ağabeyime götürüp veriyordum."

MÜFETTİŞ RAPORUNU SİLENLER YAKALANDI

Soruşturmada ayrıca, 2010 yılında Telekom'daki hukuksuzluğu gözler önüne seren müfettiş raporunun Bilşim Şube'de görevli FETÖ'cü polisler tarafından imha edildiği belirlendi. Kimlikleri tespit edilen şüpheli polislerden bir kısmının yakalandığı öğrenildi. Şüpheli polislerin FETÖ'nün şifreli yazışma programı 'Bylock'u kullandıkları ortaya çıktı. Raporu sildikleri iddia edilen polislerden A.B. ve A.K. meslekten ihraç edildi. A.K.'nin FETÖ soruşturmasından tutuklu olduğu belirtildi.

TELEKOM'DAKİ FETÖ KARARGAHI

FETÖ'nün Telekom'daki yapılanmasını ilk kez Aydınlık 26 Kasım 2015 tarihli “Türk Telekom'da FETÖ karargahı” başlıklı sürmanşet haberiyle kamuoyuna duyurmuştu. Haberde, FETÖ'nün 2010 yılında Türk Telekom'un sistem odasını ele geçirerek Türkiye genelinde yasa dışı dinleme ve teknik takipler gerçekleştirdiği aktarılmıştı. 2009-2010 yılları arasında Türk Telekomünikasyon A.Ş. Teftiş Kurulu Başkanlığı'nda görevli müfettiş A.Ç.'nin Telekom'daki usulsüz dinlemeleri tespit edip rapor hazırladığı için kumpasla görevinden zorla istifa ettirildiği kaydedilmişti. A.Ç hakkında dava açılmış, polis bilgisayarına el koymuştu. Ancak müfettişin Telekom'daki hukuksuzlukları ortaya koyduğu raporuyla birlikte o döneme ait 47 soruşturma dosyasının yer aldığı harddiskin imha edildiği bilirkişiler tarafından tespit edilmişti.


Müfettiş A.Ç. yürüttüğü soruşturmada hukuka aykırı dinlemelerden 245'inin devlet kurumları ile yurtdışı misyonlara, bin 420'sinin Telekom santralleri üzerinde sinyal veren askeri devrelere, 720'sinin devlet kurumları arasında tesis edilen Başbakanlık, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın devre bağlantılarına ilişkin olduğunu saptamıştı.

Türk Telekom'daki FETÖ yapılanması'na yönelik soruşturmada şimdiye kadar 55 kişi tutuklandı


Küçük Amerika Süreci Bitmiştir!
Avrasya Çağının Milli İktidarı Yakındır!

NOT:


Cumhuriyat Başsavcılığı ile paylaştığımız ve 15 Temmuz sürecinde Tutuklanan Yarbay Levent Türkkan'ın ifadesine itiraf ettiği Genel Kurmay karargahının örgütün Telekom Yapılanması ile birlikte iştirak halinde dinlenmesi-espiyonaj faaliyeti ve sorumluları ile ilgili gereğinin yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık divanına kapsamlı bir rapor sunarak gereğini talep edilmiş, anılan başvurumuz üzerine espiyonaj faaliyetine ilişkin Bakanlık makamının 17/03/2014 tarih ve EGM/MÜF:2015/354 ile 18.02.2015 tarihli EGM/MÜF:2015/354 sayılı olurları ile tanzim edilen soruşturma raporları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdi edilmiştir.

Kaynaklar:

1-Ulus, 23 Ocak 1946; Akt. Yavuz GÜLER II. DÜNYA HARBİ SONRASI TÜRK–AMERİKAN İLİŞKİLERİ (1945-1950) GAZİ ÜNİVERSİTESİ KIRŞEHİR EĞİTİM FAKÜLTESİ, Cilt 5, Sayı 2, (2004), 212
2-Ulus, 7 Nisan 1946. Akt. Age
3-Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 0.30.1. / 11.65.5 Alt. age s.211
4-İsmail SOYSAL, Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları, T.T.K. yay., c.I., Ankara 2000, s. 648.
5-Aydinlikgazete.com 26 Ekim 2016 http://www.ulusal.com.tr/gundem/telekulakin-basi-yaverin-abisi-h125969.html